AYDINLARIN SORUMLULUĞU

 

Enes Bilal Yılmaz

 

Aydın kelimesinin sözlüklerdeki anlamı bilgili, kültürlü, entelektüel ve münevverdir. Batı toplumlarında, daha çok Rönesans hareketleri ile başlayan ve toplumu yönlendirmekle, bilgilendirmekle sorumlu olan kişilere aydın deniliyordu. Batının ileri ve çağdaş medeniyet seviyesine olan hayranlığımızla biz Türkler, her kavramı olduğu gibi “aydın” kavramını da çok sevdik. Bu kavramla karşılaşmadan önce ise, daha çok münevver kelimesi kullanılırdı.

 

Aydın, ilericiliğin, sosyal ve kültürel bakımlardan gelişimin lokomotifidir. Geniş halk kesimlerini bilginin ışığı altında geleceğe taşır. Adı üstünde, aydınlar cehaletin karanlığına karşı savaş açmış düşünce erleridir. Halkın önünde ve halkla beraber bütün bilgi birikimiyle, yoğun yaşam tecrübesiyle ülkenin ufkunu ve hedefini her zaman diri ve canlı tutar.

 

Aydın olmanın gerektirdiği en önemli şart, içinde bulunduğu toplumu, toplumun değer yargılarını, hassasiyetlerini, geçmişini ayakta tutan manevî önderleri, geleceğe ve bilginin gücüne inanmış gençleri iyi tanımaktır. Bütün bu ana özelliklerini saydığımız hususlara yabancı kalan, sağır kalan bir aydın gerçek anlamda bir aydın olamaz. Toplum ve o toplumu bir tohum gibi içinde taşıyan öz olan “vatan,” birbirini tamamlayan iki önemli öğedir. Bir aydının en büyük sorumluluğu içinde yaşadığı toplumu tanımaktır. Çünkü toplumunu tanımayanın ülkesini tanımasına imkân yoktur.

 

Bu nedenle bir aydın her zaman ama her zaman toplumun hassasiyetlerini önemsemeli, onun ruhuna, savunduğu ve inandığı değerlere, yaşam biçimine tepeden inmeci ve terbiye edici bir üslupla bakmamalıdır. Unutulmamalı ki, bir aydını aydın yapan yine içinde yaşadığı toplumdur. Ülkemizin son yarım asırlık serüvenine baktığımız zaman, toplumunu tanımayan aydınların ülkeyi ne hâle getirebileceklerinin açık örneklerini görürüz. Yurt dışında öğrenim görüp ülkemize gelen “bizim insanımızın çocukları” ne yazık ki yurda döndüklerinde toplumu değiştirilmesi, dönüştürülmesi, terbiye edilmesi, modernleştirilmesi (çağdaşlaştırılması) gerekli birer “yığın” olarak gördüler.  Bunun neticesi olarak da toplumu oluşturan bireyler bir “kimlik kriziyle” başbaşa kaldılar.

 

Aydın her şeyden önce ülkesini ve halkını çok iyi tanımalıdır. Aydın olmanın sorumluluğu bununla başlar. Yol göstericilik tanımakla başlar. Biz bile bir konu hakkında arkadaşımız bizden yardım istediğinde, eğer o konuyu çok iyi bilip tanıyorsak yardımcı olabiliriz. Basit bir bilgisayarı bile ne kadar çok iyi tanıyorsak o kadar iyi kullanırız. İşte bir aydında ülkesini ve toplumunu tanıyorsa, o ülkenin sosyal, ekonomik, kültürel vs. her bakımdan çok ileri bir seviyeye gelmesini sağlar. Toplumun bunaldığı, karamsarlığa düştüğü, zor ve çetin dönemlerde ortaya çıkıp toplumuna kılavuzluk yapar. Toplumun bozulan moral değerlerini yükselterek onu geleceğe taşır. Aydın olmanın sorumluluğu, vicdânî borcu budur. Aydın aynı zamanda farklı görüşlere sahip toplumun geniş kesimleri arasında bir uzlaşma kültürünün ve toplumsal barışın oluşmasında öncü rolünü oynamalıdır. Bu, 21. asra doğru koşar adım giderken bir aydının belki de en önemli görevidir.

 

Ülkemizi ve toplumumuzu bilginin ve insana ait erdemlerin yol göstericiliği etrafında sımsıkı tutacak ve birbirine kenetleyecek olan aydın tipi işte bu, ülkesini ve toplumunu tanıyan aydın tipidir. Hiç şüphesiz toplumlar bir işaret fişeği gibi kendilerine karanlık gecelerde yol gösteren aydınlarıyla her zaman övünmüşlerdir.

 

Yorum (yok) Yorum yaz!