NURİ PAKDİL'E 12 SORU
ARİF AY
Konuşmayı pek yeğlemediğiniz kanısındayım. Niçin böyle?
Bir bakıma öyle. Daha doğrusu, konuşmak, bir yerde çok muhataralı göründü bana. Yorumlamalarda belki yanlışlar yapılabilirdi. Tabiî, kesin değil bu da. Şu anda her şey yoğun bir kımıltı içinde. Doğru konuştum sayılmaz şimdiye değin; ne ki çok severim konuşma okumasını. Şarlo'dan Clezio'ya kadar, çeşitli sanatçılardan, yazarlardan konuşmaları edebiyatta çevirmedim mi? Hem sonra sizin konuşmanız, arkadaşlarımızın konuşmaları da hepimiz için bir konuşma olmuyor mu? Hiç kuşkusuz, yoğun suskunlukla da kimi süreçlerde, konuşma denli, kelâm denli sert bir muhalefet şerhi düşülebilir.
MUSTAFA MANSUR
Kış mı yaz mı?
Ama, bir de ilkbahar ve sonbahar var. Doğa da insan da yeni biçim alır bu dörtlüde. Herhalde kışın daha iyi yazılıyor. Aydınlık bitiveriyor ve hemen tünele giriveriyorsunuz: geceye. Yazı, daha bir dallı budaklı olur gecede. Çoğunluk erken kalkıp yazmaya başlamayı sevişim de, bitmek üzere olan geceden payımı almak içindir. Her şeye karşın, sabahleyin her şey müthiş renkli olur, o da başka.
EBUZER MURTAZA
Sık sık da uykusuzluktan yakınırsınız ama. Böyle anlarınızda uykusuzluktan yakındığınız anlarınızda, inanınız korkuyorum yanınızda olmaktan.
En zor elime geçen şey uyku olur. Yeryüzünde imrendiğim insanlar: yatıverince uyuyuverenler. Hiç bir kınama yok bunda; gerçekten salt bir imrenme var. Yazıyla uyku arasında mutlaka o ulumlu koridoru her gece esenlik içinde aşmak gerekli: bir yazıya bir uykuya gülümsemesini, ah bir bilebilsem! Her şeyi kapkara görürüm uyuyamadığım geceler. Uyku dediğim de beş altı saati geçmez gerçekte bende.
MURÂD KERAMEDDİN
Yürüyüş yaşama ne katıyor?
Önce doğayla aramızı buluyor. Yürürken doğayı hem bulgular gibi olurum, hem de kendimi âdeta teslim ederim doğaya.: yaşamak, doğaya yeni motifler katmaktır da bir yerde. Şu da var: çoğunluk, çok buğulu da olsa sözcükler nasıl olsa oluyor da cümlelerimi bile yürürken kurarım. Ee, bunlar da toplanınca yaşamı yakalıyorum ben.
ARİF AY
İyi bir beslenme uzmanısınız da. Yazıyla ilgisi?
Abartılı bir yargı bu: çok güçtür dediğiniz biçimde dikkatli, titiz olabilmek. Yemekle yazı arasında çok somut bağlar görüyorum. Hemen belirteyim: yemek derken de lüksü amaçlamıyorum.; salt dengeli bilinçli bir yaklaşımı düşünüyorum. Midemiz iyi denetim altına alınmalıdır. Entelektüelliğin yemekle bu yakın ilişkisi, kanımca, çoğumuzca pek kavranılmıyor.
MURÂD KERAMEDDİN
Kitap okumadaki seçimi nasıl yaparsınız?
Bence, bu iş bir seçimden çok, daha kapsamlı bir yaklaşımda düşünülmeli. Her kitap zaten bir oy sandığı gibi duruyor ortada: oyunu bana ver! Türkçe'mizin dilimizin güzelliklerinden biri de, kimi sözcüklerin çeşitli anlamlara gelmesi ve yoğun çağrışımlar içermesi. Şimdi burda oyunu deyince birden oynamak fiilinin çekimini düşündüm. Söylerim ya, yazarlık seyirlik bir iştir ve yazarda bir bakıma ortada oynayıp durandır: yorulmadan çevresine sempatiler dağıtarak. Yeryüzü böyle binlerce oyuncuyla doludur. Hepsini görmeye çalışmalıyız. orta okul günlerimden beri kitaba, okumaya; hep hoşgörüyle, elimden geldiği denli her yöne bakmaya çalışarak yaklaşmak istedim.
MUSTAFA MANSUR
Pazarcılara ve çöpçülere ilginiz fazla neden?
Pazarcılara ilgim, benim pazarcılık dönemimden başlar: üniversitedeyken birkaç ay pazarcılık yapmıştım İstanbul'da. bir okul gibidir pazarlar; siz de öğrencisi oluyorsunuz okulun. Galiba, ilk kitlesel heyecanımı Fatih'te Çarşamba Pazarı'na çorap satmaya gittiğimde yaşadım. Pazarcı ilk bakışta saldırgandır; durup şöyle bir bakarsanız yitiverir bu görüntüsü; ne ki hemen de uzaklaşıvermelisiniz ordan. çünkü her pazarcı,âdeta, yaşama her gün, hem de ayrı semtlerde başlıyormuşçasına acayip bir şaşkınlık içindedir. Benim şaşkınlara özel bir zaafım vardır: insanın karmaşasını şaşkın yüzlerde okumak daha olasıdır. Çöpçü kardeşlerime gelince; gerçekten kardeşlerimdir onlar.
EBUZER MURTAZA
Arkadaşlığınız çok zor bir arkadaşlık. Arkadaşlık duygusu nedir şimdilerde?
Önemli olan yürümek tabii; ayrıntılar silinip gidiyor zamanla. Çocukluğumdan beri, tek evlat oluşumdan mıdır, herkesin verdiği ağırlıktan başka bir ağırlığı, bir yoğunluğu taşıyor gibi göründü bana arkadaşlık. Arkadaşlık akrabam oldu çıktı.
ARİF AY
Gürültü sizin için müthiş bir uyumsuzluk. Oysa çoğu zaman, gürültünün içinde olmayı da istersiniz herhalde?
Zihnimizin kendi özsel devinimi zaten müthiş bir gürültüdür. Yalnız kaldığımda bu sesler kentin uğultusundan daha baskın çıkıyor, inanın. Önemli olan, tabii bence tüm bu gürültüleri biraz da dışındaymışız gibi durarak toplamak, eritmek, sonra da yazılarımıza katıştırmaktır. İtiraf edelim: ya şanssızız, ya da çok şanslı: gürültüyü biliyoruz çünkü.
MUSTAFA MANSUR
Çok ânî dönüverdiniz yeniden buraya. İnanır masınız çok zor benim bunu anlayabilmem?
Yaşamda çok şey de ânîden olup biter; yetişemeyiz bile yargılamaya, kavramaya, betimlemeye, hissetmeye Bu zaman zaman da insan doğasını belirler. İstanbul bir atlastır. Biraz da böyle uzaktan seyredeyim istiyorum.
ARİF AY
Kudüs masanızın üstünde; beşimiz de kalbimizle bakıyoruz.. Bu soruyu sormaya korkuyorum...
Utana utana bakıyorum Kudüs resmine. Evet kalbimizle bakıyoruz hepimiz. Bakışıyoruz bakmasına da, ateş'ten bir yaşam çıkarabilecek miyiz bakalım? Kudüs kalbimin üstünde ince bir tüldü; şimdi alınyazımdır.
MURÂD KERAMEDDİN
'Edebiyat Kulesi'nin bir yerinde, "filmde daha güzel İstanbul." diyorsunuz. Ya yazılarınızdaki İstanbul?
İstanbul önce bir bıçak yarası olur insanda; gördünüz ya; kanar, kanar, kanar... Tarih. Ben artık Tarih'in T'sini büyük harfle yazıyorum işte. Bir çekiç gibi sallıyorum bu T harfini: protesto ediyorum.
(EDEBİYAT DERGİSİ ŞUBAT 1984)
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
