"KENDİ NİŞANIMA GİDEMEDİM"
Söyleşi: Mahmut Bıyıklı
Yazarlığının 50. Yılını Kutlayan Usta Yazar Rasim ÖZDENÖREN ve muhterem eşi Ayşe ÖZDENÖREN’le Evliliklerini Mutluluklarını, Hayata Dair Uzun Yürüyüşlerini Konuştuk:
Evliliğiniz nasıl oldu? Nasıl tanıştınız efendim? Kimler vesile oldu?
Biz görücü usulü evlendik. Uzaktan akrabamızdı zaten Ayşe Hanım. Rahmetli annem Maraş’ta böyle bir ailenin varlığından bahsetti. Memleketteki akrabalarımız aracı kıldık. Görücü usulü dedik ama görmeye bile lüzum hissetmek istemedik. Benim aklıma bir fikir geldi. Bizim birader Alaaddin lisede öğretmendi. Ona, okulda onu görsem olur mu? dedim. O da oranın nöbetçi öğretmeni benim arkadaşım, gidelim, görüşelim dedi. Çağırırız kızı bir şekilde görürsün. Öyle ayaküstü görüşme oldu. Doğrusu kız nasıl görülür, nesine dikkat edilir bildiğim yok, ama şundan kesin eminim hadisi şerifi hatırlıyorum:’Bir kız üç şey için alınır: serveti için, güzelliği için, dini için. ‘Biz dini için tercih edenlerdeniz. Bunu hep aklımda tuttum. Ailede zaten yabancı bir aile değil, tanıdık. Öyle yarım yamalak görmeyle tercih ettik.
Evlendiğinizde kaç yaşındaydınız?
Ben bayağı kartlaşmıştım. 1969’da ben 29 yaşındaydım. Hanım o tarihte küçüktü, 1955 doğumlu 14 yaşında oluyor.
İlk gördüğünüzde neler hissettiniz? O an içinizde bir ışık görüp tamam bu benim kısmetim dediniz mi?
Yani ışık mışık hiçbir şey doğmadı. Ne ışık ne de moda tabirle elektriklenme olmadı. Biz sadece hadisi şerifin bize tavsiye ettiği istikamette karar verdik ve icra ettik.
Hadisi şerife uyarak mutluluğa kavuştunuz.
Hamd olsun yani hayatımın her döneminde Hamd edecek bir evliliğimiz oldu. Tabi ki aile içi ufak tefek tartışmalar, kavgalar gürültüler oldu ama benim kanaatim en asgari düzeydeydi. Bu da bir anlamda evliliğin güzellikleri...
Ayşe Hanım, siz ne hissettiniz Rasim Bey’i görünce?
AÖ:Bende bir şey hissetmedim. Evliliği düşünmüyordum. Okumayı istiyordum. Kısmet işte…
Bir yazarın eşi olmanın size yükleri oldu mu? Bir yazarla evli olmak nasıl bir duygu, ne gibi güzellikleri ve zorlukları var?
AÖ:Zorlukları zaman olarak yazıya daha çok vakit ayırması gerekiyor. Biz de aile olarak ondan evin bazı sorumluluklarını alıyoruz. O da o sorumluluklarla meşgul olacağına yazıyla edebiyatla meşgul oluyor. Onu almadığımız zaman hayatı zorlaşır. Tabi ki bir yazarla evli olmanın güzel yanları da var. Hamdolsun bize güzel bakmayı güzel görmeyi nasip etti rabbim.
Bazı yazarların eşleri, eşlerini yazdıkları kitaplardan kıskanıyorlar. Sizinde öyle Rasim Bey’e kitapları bırak, pikniğe gidelim, alışverişe gidelim, gezelim dediğiniz anlar olur mu?
AÖ:Yok olmadı. Kendisine de sorabilirsiniz. Öyle bir şey olmadı.
Üstadım, Ayşe Hanım size bırak okumayı yazmayı gezmelere gideceğiz deseydi ne yapardınız.
(Gülerek)Bir süre direndi ama bizim direnişimiz daha baskın oldu her halde.
İlk çocuğunuz ne zaman oldu, neler hissettiniz.
1969 nişanlandık. Ben 29, Ayşe Hanım 14 yaşındaydı. Fakat benim yurt dışı görevim vardı. İki yıl yurt dışında kaldım. 1971 yılında Türkiye’ye geldim. Dolayısıyla evlilik biraz gecikti. Aslında isabetli de oldu. 73 yılında ilk çocuk dünyaya geldi. O zaman da ben askerdeydim. Bursa’da Yedek subay okulundaydım. Bana izin vermediler. O dönemde ne doğuma gelebildim ne de çocuğu görmeye. Ben kırk günlükken gördüm oğlumu. Şubat ayında doğdu. Mart başlarında da kıta hizmetlerine gidiyoruz. Şırnak’a çıkmıştı, asli görevimiz. O arada Maraş’a uğrayıp göreve gittik. Ömer Ümran’ı ilk defa görmüş olduk.
Ömer Ümran ismini kim verdi?
Aslında ben Erkam olmasını istiyordum. Hz Erkam’a izafeten ama askerdeki arkadaşlar dedi ki bu isim Erkam olmaktan çıkar Erkan’a dönüşür. O zaman öngörmediğimiz isim ortaya çıkıyordu. Bu da benim aklıma yattı. Ömer adını Nuri Pakdil söylemişti. Onun hatırına öyle dedik. Sonra dayımın hanımı da Ümran ismini çok sevdiğini söyledi. Öbür ismi de Ümran oldu.
Ayşe Hanım, Çocuk olduktan sonra ailede ne değişimler oldu? Muhabbet nasıl oldu?
AÖ:Yani öyle bir dönemdi ki asker yolu bekliyorduk. Daha çok Rasim Bey için zordu herhalde o dönem şubede askerlik yapıyordu. Ben çocukla haşır neşir olarak asker yolu bekledim.
Daha sonra kaç çocuğunuz oldu?
1.5 yıl sonra bir çocuğumuz daha oldu. Onun adı da Merve. Adını Ayşe Hanımın babası koydu. O tarihte Merve ismi bir tek Peyami Safa’nın oğlunda vardı. Soyadı Safa olunca adını Merve koydu. Bizim kızın Merve olma nedeni hacı dedesinin rüyasında Merve adını görmesiydi.
Nuri Pakdil düğününüze geldi mi?
Gelmedi. Çünkü düğün olmadı. Maraş’ta şerbet içilir, söz kesilirdi. Söz kesme diye bir şey yapıldı. Söz kesme mayıs ayının sonundaydı. Ağustosta nişanım oldu. Nişan benim gıyabımda yapıldı. Benim annem babam gittiler, yüzüğü taktılar. Ben memuriyetten izin alamadım. Kendi nişanıma da gidemedim. Onlar bana nişan yüzüğü getirdi. Ben Ayşe Hanımı doğru dürüst görmeden birkaç ay sonra yurt dışına, Amerika’ya gittim. İki sene orada kaldım.
Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır derler, bu söze inanıyor musunuz?
Ayşe Hanım çok fedakâr bir insan. Feragat sahibi. Kendi sağlığından önce, bizim sağlımızı dert edinen fedakar bir hanımefendi. Sırf benim için değil, komşular, akrabalar, annesi babası içinde aynı fedakârlığı gösterir. Bizim ev Ankara’da ama Maraş’tan gelen misafirlerle dolar, taşar. Bunların çoğu hastane ziyaretçileridir. Senenin dörtte biri bu tür hasta bakımıyla geçer. Onların hastaneye yatırılması, gelinip gidilmesi, ziyaret edilmesi.Ben telefonla gerekli irtibatları kurarım Ayşe Hanım da onların bakımıyla ilgilenir. Onlara refakat etmek de Ayşe hanıma düşer. Sırf benim için katlandığı fedakarlığı söylemeye gerek yok zaten. Başkaları için böyle fedakarlığı olan birinin kendi aile efradına yaptığı fedakarlığı daha fazla olur tabi ki
Ayşe Hanım ben daha önce de duydum çok misafiriniz olduğunu. Hiç şikayet etmediniz mi, bu kadar misafirleri nasıl ağırlayacağım diye?
AÖ:Yok ben hiç şikayet etmedim. Misafirleri çok severim. Evin bereketinin arttığına inanırım. Onları ağırlamaktan büyük keyif alırım. Misafirlerle aramızda öyle bir sevgi bağı oluşuyor ki misafir gidince ev bomboş, ıssız kalıyor gibi oluyor.
Misafiri nasıl ağırlarsınız?
AÖ:Elimizden geldiğince, gönlümüzce rahat ettirmeye çalışıyoruz. İnşaallah onlarda onlarda bizden razı olmuşlardır.
Bugün usta bir yazar olmanızda Ayşe Hanımın katkıları neler oldu?
Tabi öyle bir ortam hazırlamasaydı, bizde böyle rahat edemezdik. Evlenmeden önce yazılarımızı kahvehanede yazardık. Aşağı yukarı 30 yıl önce başladık. 15-16 yaşında yazmaya başladım. Lise dönemini bir kenara bırakırsak yıllarca kahve müdavimi olduk. Gerçi ben ondan da şikayetçi değilim de . O da bir tür alışkanlık getiriyor. Kalabalık, gürültü, bir hengâme getiriyor ama beni fazla ırgalamaz. Yazmaya başlayınca dünyayla irtibatım kesilir. Kendimi fanusun içine konmuş gibi hissederim. Kahvehaneden kurtulma nedenim Ayşe Hanımdır. Gerçi evlenince de ev dışı hayatımda devam etti.. Mavera Dergisindeki çalışmam olsun arkadaş çalışmalarım olsun bunlar uzun yıllar devam ettiği için bizim gecemiz gündüzümüz birbirine karışmıştı. Tabiri caizse içmeden sarhoş gezen insanlar gibiydik. Bu edebiyat dergisi çıkardığımız sıralarda böyleydi. Mavera dergisini çıkartmaya başladığımız zamanda bu gece hayatı bazen dışarıda bazen ev içinde devam etti. Böyle sabahlara kadar çalıştığımı biliyorum. İş üreterek geçirdik. Evimiz bir nevi büro şeklindeydi. Şimdi de öyledir.
O zamanlar Nuri Pakdil yönlendirmez miydi? Hadi Rasim evine git, evinde bekleyen var, diye.
O tam tersine eve gitmemizi arzu etmezdi. Bizde onu kırmak istemezdik. Bizler edebiyat dergisi tatile girdikten sonra bir süre evde kaldık. Biz evimizin olduğunu o zaman anladık, evli olduğumuzun bilincine vardık. 76 yılında edebiyat dergisi tatile girdi. Ondan sonra 76’nın aralık ayında Mavera dergisiyle beraber bizim hem dışarı hem ev hayatı beraber yürüdü. Gide gide zamanla evcilleşmeye başladım. Şimdi de işte tam tersine döndü evden dışarı çıkmaz olduk.
Evden dışarı çıkmama nedeniniz torunlardan dolayı mı yoksa eski çevrenin kaybolmasından dolayı mı?
Çeşitli faktörler var. Alaaddin Ankara’dan ayrıldı, Balıkesir’e gitti. Balıkesir bizim için gurbetti.Çok ayrı bir hikayesi var. O oraya gitti rahmetli oldu. Akif 2000 yılında rahmetli oldu. Erdem Beyazıt Ankara’ya yerleşti. Nuri Pakdil dergiyi kapattı, kendi posasına çekildi. Dolayısıyla benim Ankara’da bu yazı çiziyle ilgili irtibat kurduğumuz arkadaşlarımızın tamamı bir biçimde ortadan çekilmiş oldular. Yeni Şafak gazetesinde 1995’ten bu yana orayla bir irtibatımız var. Oraya da yazılarımızı faksla göndermek istemiyorduk. Çünkü haftada 1-2 defa gazetenin bürosuna uğrama imkanımız oluyordu, bilgisayarla aramız yoktu. Bir şekilde bilgisayarla tanıştık. Ondan sonra gazeteye uğramayı çok istememe rağmen 3-4 yıldan bu yana oraya da uğrayamaz olduk. Yazıyı maille gönderiyoruz. Yeni Dünya dergisine de yazılarımızı faksla gönderiyorduk ama şimdi iletişimi internetle hallediyoruz. Bu arada bazı hastalıklar geçirdim. Doktorumuz belin ağrıdığında hemen yatağına sırtüstü uzan dedi. Ağrı geçinceye kadar istirahat et diye tavsiyede bulundu. Evimiz geniş bir ev sayılmaz. Normal bir apartman dairesi, salonda kitaplar var, dolayısıyla hanımın kendi misafirlerini ağırlayacağı yer çok dar. Bizde oraya gitsek alan iyice daralacak, kaldı ki demin söylediğim sebepten dolayı bize bir yatak kenarında çalışma ortamını tavsiye etmişti. Yattığımız odayı çalışma odası haline getirdik. Yatak filan kitap dolu. Yattığımız oda da yazıyorum. Bilgisayarın etrafı, yatağın etrafı, kitap duvarı halinde. Hanım yatak odasına bir kitap rafı almıştı. 5-6 gözlü. oralar kitap doldu velhasıl oda da kıpırdayacak yer kalmadı.
Ayşe Hanım bu kadar kitap ne işe yarayacak dediğiniz oluyor mu? Birazını atsak ya da bir kütüphaneye versek dediğiniz oluyor mu?
AÖ:Yani bazen daralınca, zaman zaman söylüyorum. Ben kendi açımdan bakmıyorum da. Rasim Bey’e sıkıntı vermesin diye söylüyorum. İşe yarar yaramaz açısından, istediği gibi gönlüne göre bir çalışma ortamı olsun diye söylüyorum.
Rasim Bey’in hangi kitaplarını okudunuz?
AÖ:Ben çok kitap okumam. Daha çok Kuran-ı Kerim okurum.Yasin-i Şerif okurum.Gelip gidenimiz çok olduğu için ancak onlarla ilgileniyorum. O yüzden kitaplara ayırmaya pak vaktim kalmıyor. Rasim Beyin kitaplarını değil de yazılarını okuyorum. Dergi ve gazetede yazı çıkınca bakarım okurum.
Rasim Bey hangi yemekleri sever, yemekleri ayırt eder mi?
AÖ:Et yemeğini sever, damak zevki gayet iyi.
Siz yemekleri kendi zevkinizle mi yoksa Rasim Hocanın zevkine göre mi yaparsınız?
AÖ:Ona göre yapıyorum.
Yazılarınızı yazarken Ayşe Hanımın görüşünü alır mısınız?
Ayşe Hanım Benim ne yazdığımı bilmez, benim için o bir şans yani. Ben yazı yazarken yazılarımın birileri tarafından okunduğunu bilirsem rahatsız olurum.Yayımlandıktan sonra okunabilir.Hatta gıyabımda okunsa bile beni çok rahatsız eder. Yanımda bahsedilmesi, yazdığımın bilinmesi beni rahatsız eder. Ayşe Hanım daha çok Kuran-ı Kerim, dua kitapları okur. Her zaman hatim okumak üzere K. Kerim olur elinde. Sabahleyin namazdan sonra ben çoğu zaman yatarım ama Ayşe Hanım kendi kitaplarını okumaya devam eder.
Bazen kitap okurken yazı yazarken dolup da Ayşe Hanıma yazıları okuma isteğiniz oldu mu?
Onu fiziksel değil de manen yaparım. Şurası iyi olmuş mu diye sorarım. Cevabı da hayalen alırım.
Evlikten sonra Ayşe Hanım’a hiç şiir okudunuz mu? Öykü ithaf ettiğiniz oldu mu?
Şimdi açıktan açığa söyleme lüzumu da olmuyor açıkcası. Biz çoğu zaman sizinle konuştuğuz şeyleri de birbirimize söylemeyiz. Söylemeden anlarız. Yeniden dile getirmeye gerek yok. Belki güzel bir şeydir ama onda da bende de utangaçlık var.
Rasim Bey sinirli olduğunda ne yaparsınız? Nasıl yatıştırırsınız?
AÖ:Prensip olarak o sinirli olunca hiç konuşmam. Cevap vermem genellikle. Zaten 5 dakika sonra siniri geçer.
Rasim Bey siz ne yaparsınız?
Onun bağırıp çağırmasına ses çıkartmam. Böylece kavga gürültü olmaz. Eskiden 1-2 gün söz orucu tuttuğumuz olurdu.
Peki bugünkü evlilere ne tavsiye edersiniz.
Sabır ve şükür tavsiye diyorum. Senin ona saygın onun da sana saygısı olduktan sonra bu iş yoluna giriyor.
Hocam siz ne tavsiye edersiniz?
Ben şunu tavsiye ederim. Eşler kendi aralarında olan problemleri, mutlaka kendi aralarında çözmeli. Anne baba dahil kardeşe bile hiç kimseye söylememeli. Kendi aralarında çözmeli. Problemin dışarı aksettirilmesi çözüme değil çözülmez hale getiriyor.
Sizin çocukların evliliği de mi sizin ki gibi oldu?
Bizim gelinimiz yok. Kızımız da görücü usulü evlendi. İnşallah gelin de nasip olur, hayırlısıyla.
Torun sevgisiyle evlat sevgisi farklı diyorlar. Torun evlattan daha sevimli geliyor insana deniliyor. Sizce de öyle mi?
Bana göre farklı değil. Çocuk doğduğunda baba hızlıdır. Tam çalışma dönemidir. Çocuğu tam sevemiyor. Ama torun oluca vakit çok olunca sevdiği tam yansıtıyor. Acaba ondan mıdır? Böyle şeyleri bende işitiyorum. Yalnız bende öyle değil. Ama ben çocuklarımın karşısında torunlarımı gördüğümde çıkardığım hiçbir dilde karşılığı olmayan sesleri çıkarmadım.
Hangi oyunları oynuyorsunuz?
Öyle belli oyunlarımız yok. Onlar beni kendi icat ettikleri oyunlara katarlarsa katılıyorum. Yoksa meşguliyetim bana yetiyor. Oynamaya fırsat olmuyor. Mesela Ahmet evin içinde koşuşturmaca oynamak ister. Omzuma binmek ister. Fakat omuzum çok dayanıklı değil o tür beden faaliyeti gerektiren oyunlara çok yaklaşmam. Belli kilodan fazlasını taşıyamam dolayısıyla onları ayakta taşıyamam. Otururken kucağıma alıyorum bu da onları sıkıyor. Hareketsiz durmak sıkıyor onları.
Siz uzak bir yere gittiğinizde ya da gurbette iken en çok neyi özlersiniz?
Çalışma mekânımı özlerim.
Günde ne kadar çalışırsınız? Hangi saatlerde yazmayı seversiniz?
16 saati buluyor. Yazmanın saati yok benim için. Aklıma geldiği zaman yazarım. Gecesi gündüzü yok bunun.
Siz yazıyı yazıp masaya bıraktınız ve Ayşe Hanım yazıyı okudu ve beğenmedi ne yaparsınız?
Yeniden yazarım.
Ayşe Hanımı iki kelimeyle anlatın desem hangi kelimeleri kullanırsınız?
Cömert ve fedakâr
Ayşe Hanım siz Rasim Bey’i hangi kelimelerle anlatırsınız?
AÖ:Kendisi de çok cömert çok fedakâr ve yufka yürekli saygın bir insan.
Bu güzel söyleşi için size çok teşekkür ederim.
Biz de size teşekkür eder, yayın hayatınızda başarılar dileriz.
[Yeni Dünya dergisi Aralık 2006]
Kalıcı Bağlantı Yorum (3)



